Nokia'nın 5 unutulmaz telefonu: Bir döneme damga vuran modeller
Nokia, cep telefonlarının tasarım ve özellik bakımından birbirinden ayrıldığı yıllarda pek çok unutulmaz model üretti. Dayanıklılığıyla ünlenen 3310'dan 41 megapiksellik Lumia 1020'ye kadar kullanıcıların hafızasında yer eden beş Nokia telefonunu bir araya getirdik.
Nokia dendiğinde herkesin aklına başka bir telefon gelir. Kimi yere düşse bile çalışmaya devam eden 3310'u hatırlıyor, kimi de kamerasıyla dönemine damga vuran N95'i veya Lumia 1020'yi. Akıllı telefonların henüz birbirine benzemediği yıllarda Nokia, birbirinden oldukça farklı modelleriyle cep telefonu pazarının en güçlü markalarından biriydi. Fiziksel klavyeler, kızaklı mekanizmalar, değiştirilebilir kapaklar ve o dönem için hayli gelişmiş kameralar, markanın hafızalarda yer etmesini sağladı.
Ancak iOS ve Android'in yükselişiyle cep telefonu dünyası değişirken Nokia bu dönüşüme ayak uydurmakta zorlandı. Windows Phone'a yönelmesi de eski günlerine dönmesini sağlayamadı. Şirket, 2014 yılında cep telefonu bölümünü Microsoft'a sattı. Sonraki yıllarda ise aralarında eski Nokia yöneticilerinin de bulunduğu HMD, markanın lisansını alarak özellikle uygun fiyatlı telefonlar geliştirmeye başladı. Ancak bu telefonlar, Nokia'nın eski cep telefonu bölümünden bağımsız bir şirket tarafından üretiliyordu.
Bugün Nokia'nın cep telefonu pazarında eskisi kadar güçlü bir yeri yok. Buna karşılık bazı modelleri, üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutulmadı. İşte tasarımları, özellikleri ve kullanıcılar üzerinde bıraktıkları izlerle öne çıkan beş Nokia telefonu.
Nokia 3310: Dayanıklılığıyla efsaneleşen telefon
Nokia 3310, belki de markanın en çok hatırlanan modeli. Bunun en büyük nedeni ise yıllar içinde neredeyse yok edilemez bir telefon olarak ün kazanması. ABD'deki kullanıcılar benzer bir telefonu 3390 adıyla tanıdı. Tasarımları büyük ölçüde aynı olan bu iki modelin temel farkı, destekledikleri şebeke frekanslarıydı. Nokia 3310, 900 ve 1800 MHz GSM frekanslarını desteklerken ABD pazarı için hazırlanan 3390, 1900 MHz frekansında çalışıyordu.
3310'un sağlamlığı hakkında anlatılan hikayeler, zamanla telefonun kendisi kadar meşhur oldu. Beton zemine defalarca düşmesine rağmen çalışmaya devam ettiğini söyleyen kullanıcılar vardı. Hatta bazılarına göre sert bir düşüşte kapak ve batarya yerinden çıksa bile parçaları yeniden takıp telefonu kullanmaya devam etmek mümkündü. Elbette bütün bu hikayeler, 3310'un gerçekten kırılmaz olduğu anlamına gelmiyordu.
Üstelik telefonu unutulmaz yapan tek şey dayanıklılığı değildi. Değiştirilebilir kapaklarla görünümünü istediğiniz gibi değiştirebiliyordunuz. Snake II ve Space Impact gibi oyunlar da 3310'un vazgeçilmezleri arasındaydı. Bugünün telefonlarıyla karşılaştırıldığında son derece basit görünen bu özellikler, cep telefonlarının daha çok arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanıldığı yıllarda oldukça ilgi çekiciydi.
Nokia N95: Cebinizdeki İsviçre çakısı
2007 yılında piyasaya çıkan Nokia N95, bir cep telefonunun neler yapabileceğini gösteren en iyi örneklerden biriydi. Özellikle N95 8 GB versiyonu, o yıllarda ayrı ayrı kullanılan pek çok elektronik cihazın işlevini tek bir telefonda topluyordu.
Carl Zeiss optikli 5 megapiksel kamera, dahili GPS, Wi-Fi ve 8 GB depolama alanı, cihazın öne çıkan özellikleriydi. 2,8 inçlik ekranından fotoğraflara bakabiliyor, müzik dinleyebiliyor ve harita üzerinden yol tarifi alabiliyordunuz. Bugün bunların hepsi sıradan özellikler. Ancak N95'in çıktığı dönemde, bu kadar çok işi tek başına yapabilen telefonların sayısı oldukça azdı.
N95'in tasarımı da en az donanımı kadar ilginçti. İki yöne hareket edebilen kızaklı mekanizmayı bir tarafa kaydırdığınızda sayısal tuş takımı, diğer tarafa kaydırdığınızda ise müzik ve video kontrolleri karşınıza çıkıyordu. Üstelik 3,5 mm kulaklık girişi sayesinde telefonu taşınabilir müzik çalar olarak kullanmak da kolaydı.
N95'e neden İsviçre çakısı benzetmesi yapıldığını anlamak zor değil. Fotoğraf makinesi, müzik çalar, navigasyon cihazı ve telefon, hepsi cebinize sığan tek bir gövdede buluşmuştu.
Nokia E71: Fiziksel klavyenin unutulmaz modellerinden biri
Dokunmatik ekranlar yaygınlaşmadan önce telefon üzerinden uzun mesajlar veya e-postalar yazmak pek de kolay değildi. Bu nedenle özellikle sık yazışan kullanıcılar için fiziksel klavyeli telefonların ayrı bir yeri vardı. Nokia E71 de bu alanın en başarılı örneklerinden biri oldu.
Telefonun ön yüzündeki tam QWERTY klavye, uzun metinler yazmayı kolaylaştırıyordu. Arka yüzündeki paslanmaz çelik kaplama ise E71'e oldukça şık bir görünüm kazandırmıştı. İnce gövdesi de telefonun tek elle rahatça tutulabilmesini sağlıyordu.
Nokia, E71'i geliştirirken özellikle iş dünyasını hedeflemişti. Microsoft Exchange desteği sayesinde iş e-postalarına erişmek, takvimi ve kişileri senkronize etmek mümkündü. Hatta iş ve kişisel kullanım için hazırlanmış iki farklı ana ekran arasında geçiş yapılabiliyordu.
Ancak E71 yalnızca iş için tasarlanmış sıkıcı bir telefon değildi. Wi-Fi, 3G, GPS ve otomatik odaklamalı 3,2 megapiksel kamera gibi özelliklere de sahipti. Böylece günlük kullanımda ihtiyaç duyulan pek çok işi karşılayabiliyordu.
Yine de E71'i kullananların en çok hatırladığı özellik, büyük ihtimalle fiziksel klavyesiydi. Dokunmatik ekranların henüz standart hale gelmediği bir dönemde, küçük tuşlarla uzun metinler yazabilmek ciddi bir avantajdı.