Call of Duty: Modern Warfare 4 incelemesi: Savaşın eski tadı geri mi döndü?
Call of Duty, son yıllarda bir türlü yakalayamadığı eski heyecanını Modern Warfare 4 ile yeniden arıyor. Peki, ne kadar başarılı? İşte Call of Duty: Modern Warfare 4 incelememiz...
Call of Duty'nin başına gelen en ilginç şeylerden biri, yıllar içerisinde kendi başarısının esiri olması. Bir zamanlar oyun dünyasını değiştiren yenilikler, bugün serinin vazgeçemediği alışkanlıklara dönüştü. Her yıl yeni silahlar, yeni haritalar, biraz değişen hareket mekanikleri ve elbette bol miktarda patlama... Sonra yine aynı tartışmalar.
Oysa ilk Modern Warfare'in neden bu kadar sevildiğini hatırlamakta fayda var. 2007 yılında yalnızca iyi bir savaş oyunu oynamamıştık. Pripyat'ın terk edilmiş sokaklarında sürünmüş, nükleer patlamanın ardından yaşananları çaresizce izlemiş ve Captain Price gibi bugün bile unutulmayan karakterlerle tanışmıştık. Oyun bize savaşın büyüklüğünü gösterirken bazen tek bir askerin ne kadar küçük kalabileceğini de hissettirmişti.
2019'da başlayan yeni Modern Warfare serisi, bu mirası farklı bir anlayışla devam ettirmeye çalıştı. İlk oyun oldukça başarılıydı. Ancak Modern Warfare II'nin ardından gelen Modern Warfare III, kısa hikayesi ve yeterince geliştirilmemiş görevleriyle ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Sonraki Black Ops oyunları da serinin üzerindeki tartışmaları bitiremedi.
Infinity Ward'ın önünde kolay bir iş yoktu. Hem eski hayranları yeniden kazanması hem de yıllardır aynı formülü tüketen oyunculara farklı bir neden vermesi gerekiyordu. Modern Warfare 4 işte bu beklentilerin üzerine geliyor. Ve bu kez bazı şeyler gerçekten değişmiş.
Askerlik Biterken Savaş Başlarsa
Modern Warfare 4'ün hikayesi, Güney Kore'nin kurgusal Hajin şehrinde başlıyor. Başlangıçta sıradan bir gün yaşanıyor. İnsanlar sokaklarda dolaşıyor, hayat bildiğimiz şekilde devam ediyor. Zorunlu askerlik görevini tamamlamaya hazırlanan Park Hyun Jun ve arkadaşları için de durum farklı değil. Ta ki Kuzey Kore'nin büyük işgali başlayana kadar. Bir anda şehir savaş alanına dönüşüyor. Patlamalar, yıkılan binalar, kaçışan siviller ve ilerleyen düşman birlikleri arasında kendimizi hayatta kalmaya çalışan genç askerlerin yanında buluyoruz.
Buradaki en önemli değişiklik, alıştığımız özel kuvvetler anlayışından uzaklaşılması. Park ve arkadaşları, dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştiren deneyimli askerler değil. Korkuyor, şaşırıyor ve zaman zaman ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bu tercih, hikayenin en güçlü yanlarından biri.
Çünkü Call of Duty son yıllarda karakterlerini neredeyse yenilmez aksiyon kahramanlarına dönüştürmüştü. Modern Warfare 4'ün Kore cephesi ise savaşın yalnızca profesyonel askerlerin kahramanlıklarından ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Karakterler arasındaki ilişkiler de anlatımı desteklemiş. Özellikle Amerikan deniz piyadesi Dunn'ın yer yer komik tavırları, oldukça karanlık ilerleyen hikayeye nefes aldırıyor. Ekip içerisindeki konuşmalar ve karakterlerin yaşananlara verdikleri tepkiler sayesinde sıradan askerlerin macerasını takip etmek, beklenmedik ölçüde ilgi çekici.
Ancak oyunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi çatışmayı ele alış biçimi aynı ölçüde başarılı değil. Son derece karmaşık bir bölgesel mesele, zaman zaman oldukça basit bir iyi-kötü mücadelesine indirgenmiş. Savaşın insani sonuçlarına yer verilirken çatışmanın arkasındaki siyasi nedenler fazlasıyla hızlı geçiliyor. Elbette Call of Duty'den kapsamlı bir tarih dersi beklemiyoruz. Yine de böylesine iddialı bir hikayenin yalnızca büyük savaş sahneleriyle yetinmemesini isterdik.
Captain Price'ın Eski Defterleri
Modern Warfare denildiğinde Captain Price olmadan bir hikaye düşünmek pek mümkün değil. Ancak bu kez Price, alıştığımız kahraman konumunda değil. Modern Warfare III'ün ardından yaşanan gelişmeler onu aranan bir adama dönüştürmüş. Task Force 141'in eski komutanı, geçmişte verdiği kararların sonuçlarıyla uğraşırken Makarov meselesinin arkasındaki daha büyük yapıya ulaşmaya çalışıyor.
Price'ın görevleri, Kore'deki savaşın aksine daha çok gizli operasyonlar ve kişisel hesaplaşmalar üzerine kurulmuş. New York'ta kapalı mekan çatışmaları, Paris sokaklarında kovalamacalar ve farklı ülkelerde gerçekleştirilen operasyonlarla klasik Modern Warfare atmosferi yeniden yakalanmış.
Özellikle yakın mesafeli çatışmalar ve sinematik aksiyon sahneleri etkileyici. Fakat hikayenin iki ayrı cephede ilerlemesi bazı problemleri beraberinde getiriyor. Park ve arkadaşlarının mücadelesi büyük bir savaşın ortasında hayatta kalmaya odaklanırken Price'ın macerası giderek daha kişisel bir intikam hikayesine dönüşüyor. İki anlatı arasında geçiş yaptığımızda olayların ağırlık merkezi de değişiyor.
Üstelik Price'ın geçmişiyle hesaplaşması gerektiği kadar derinleşemiyor. Bazı önemli karakterler yeterince gelişmeden sahneden çekiliyor, kritik olayların bir kısmı ise aceleyle tamamlanmış hissi bırakıyor. Sonuçta ortada iki ayrı hikaye var. Biri yeni karakterleriyle geleceğe bakıyor, diğeri geçmişin hesaplarını kapatmaya çalışıyor. Keşke Infinity Ward bu ikisi arasında biraz daha güçlü bir bağ kurabilseymiş.